Çok bilimsel açıklamadım ama cümlede "bilimsel" lafını geçirdim, idare edin. İki haftadır, belli aralıklarla oluyor bu. Eskiden senede iki kez filan olurdu. Sanırım vücudum, hiç kalkmadığı saatte uyanmalara isyan ediyor. Bilincim yarı açık vaziyette, kendime bu o salak uyku bozukluğu, korkma desem de; o an ödüm bokuma karışıyor, işin doğrusu. Tuhaf bir ses eşlik ediyor her defasında. Sanki bir basımevinin içindeyim ve bütün makinalar harıl harıl çalışıyor.
Neyse, insan karabasana bile alışıyor. Bugün, bir saat kadar önce vuku bulanı, daha az ürküttü mesela. Geceleri, yaşlıların takma dişlerini koydukları gibi, beynimi başucundaki bardağın içine koyup da uyusam nasıl güzel olacak, anlatamam.
Hatta düşünüyorum da; sadece geceleri değil, gün içinde de koyabilirim. Kafa güzel ve boş, oh ne de huzurlu olurum kim bilir. Düşün düşün boktur işin diye boşuna dememiş eskiler. Bu kadar düşünmeye atom filan parçalasam neyse de; bir halta yaradığı da yok, tükettiğim enerjinin.
Sonra gıcırdatılmaktan bilenmiş dişler, karabasanlar, aptal aptal uzaklara dalmalar filan. Toptan lüzumsuzluk. Bir de o kafada dönüp dolananları yönetebiliyorken bunu yaşamak iyice kızdırıyor. Çünkü bilinçliyken yönettim sandığın bütün düğümler, uykuda bilinçaltı çöplüğünden, intikam almaya geliyorlar resmen.
Rüyalarımı yazacağım diye söz veriyorum ve tembelliğim yine devreye girip, kahve, balkon, film, kitap derken; hoop yeni bir rüyayla karşı karşıya kalıyorum.
Luciddreaming sitesindeki yazıları okuyacağım diye iki senedir kendime söz verip, anlamadığım bir sebeple onu da yapmıyorum.
Amaan üç günlük dünya, yaşa git işte, değil mi?
Hı hı.
Tatlı rüyalar o zaman size.


